Romantizmin tarihle buluştuğu, sanatın yaşamın her alanında kendini hissettirdiği bir şehirdir Prag. Tarihi M.Ö. 4000’lere kadar giden, Vltava Nehri’nin iki kıyısında kurulmuş bu eşsiz şehri keşfetmenin en iyi yolu dar sokaklarında, kalabalık meydanlarında, sakin mahallelerinde yürümek ve biraz da kaybolmaktır. Kafka’yı aramaktır mesela, Mozart’ı dinlemektir.

 

Prag’ı keşfetmeye Staré Mêsto’dan başlayabilirsiniz. Karel Köprüsü’nden Belediye Binası’na kadar pek çok önemli yapının bulunduğu Stare Mesto, yani Eski Kent, Prag’ın tarihi merkezidir. Roma mahzenlerinden, Gotik kulelere, Rönesans tarzı evlerden Barok süslemeli kiliselere kadar birçok farklı üsluba bu bölgede rastlayabilirsiniz. 1357 yılına tarihlenen Karel Köprüsü, şehrin en eski köprüsü ve Prag’ın sembollerinden biridir. Her iki yanında köprüyü süsleyen ve koruyan 30 aziz heykeli bulunur. Eğer günbatımında gelirseniz bu heykellerin gölgelerinin köprüye verdiği gizemli havaya şahit olabilirsiniz.

 

Eski Şehir meydanına geldiğinizde meydanın tam ortasında ülkenin en ünlü ilahiyatçısı Jan Hus’un heykelini ve Gotik kuleleri gökyüzünü delercesine yükselen Tyn Kilisesi’ni görebilirsiniz. Prag’daki Barok yapıların en önemlilerinden biri olan Aziz Niklaus Kilisesi de burada yer alır. Eski Şehir Belediye Sarayı’nın üzerindeki Astronomi Saati’nde her saat başı tekrarlanan çan törenini izlemeden meydandan ayrılmayın.

Kısa bir yürüyüşle eski Yahudi gettosu Josefov’a varabilirsiniz. Burada, Avrupa’daki en büyük Yahudi topluluğunun çalkantılı tarihine ilişkin hatıralarını yaşatan sinagogları ve gizemli Yahudi mezarlığını ziyaret edebilirsiniz. Ya da görkemli binalarıyla 19. yüzyıldaki pırıltısından hiçbir şey kaybetmemiş olan Pařížská Caddesi’ndeki dünyaca ünlü markaların mağazalarından alışveriş yapabilirsiniz. Prag’a gelmişken geleneksel Çek kristal ve porselen eşyalarından almadan dönmek olmaz.

 

Turunuza Vltava Nehri’nin diğer tarafında, şehri tepeden gören Hradčany ve tabii ki bu bölgenin en hakim yapısı olan Prag Şatosu ile devam edebilirsiniz. 70.000 metrekarelik bir alana yayılan ve UNESCO Dünya Mirası’na dahil olan şato,  yüzyıllar boyunca Bohemya iktidarının merkezi olmuştur. Buradaki Aziz Vitus Katedrali ise özel bir ilgiyi hak eder. Çekya’nın ruhani sembolü olan katedralin yapımına 1344 yılında başlanmış olmakla beraber, savaşlar, hastalıklar ve türlü nedenlerle tamamlanması 20. yüzyılın başını bulmuştur.  Katedralin devasa sütunları, Gotik süslemeleri ve rengarenk vitrayları başınızı döndürmeye yeter. Katedralin ardından rengarenk şirin evleriyle masallardan fırlamış gibi duran Altın Sokak’ta Çek zanaatkarların el emeği, göz nuru işlerini görebilirsiniz.

 

Zamanın dışında kalmış Novy Svet’in ve Uvoz’un sakin sokaklarından geçip butik kafelerinde soluklandıktan sonra Petrin Tepesi’nde Prag’ın eşsiz manzarasını tepeden izlemenizi tavsiye ederiz. Kıvrılarak akan Vltava Nehri, kentin iki yakasını birleştiren köprüler, kırmızı kiremitli damların arasında yemyeşil bahçeler ve gökyüzüne uzanan sayısız kule…

Kalenin eteklerinde dönemin aristokratları için inşa edilmiş Barok tarzı evleri ve zarif bahçeleriyle Malá Strana, harika bir nehir manzarasının keyfini çıkartırken küçük butikler, kiliseler, yerel Çek pub’ları ve lokantaları ile gezinize renk katar.

 

Tarihi binlerce yıla yayılan bir şehrin, Yeni Kent’inin 700 yıllık olduğuna şaşırmamak lazım. Nové Mêsto 14. yüzyıldaki büyük bir kentleşme projesinin ürünü olarak inşa edilmeye başlanmış ve cazibesini günümüze kadar sürdürmüş. Masaryk Rıhtımı boyunca yürürken Neo-Rönesans, Neo-Barok ve Art Nouveau tarzında binaları görebilir, hatta Praglıların “Fred ve Ginger” dedikleri, Frank Gehry’nin kübist mimari örneği Dans Eden Ev karşısında hayran kalabilirsiniz.

 

Hazır buraya gelmişken Smetana, Dvorak, Vaclav Havel gibi ünlü Çeklerin yanı sıra Nazım Hikmet’in de müdavimi olduğu Cafe Slavia’da bir çay keyfine ne dersiniz? 1863’ten bu yana sanatçıların, entelektüellerin uğrak yeri olan bu Art Deco kafenin havası bile sizi zamanda geriye götürebilir.

A

P

R

G

İLK GÖRÜŞTE AŞK: PRAG

Biraz karanlık, biraz hüzün, biraz geçmiş, biraz yalnızlık…

Sisli mistik bir hava, büyülü bir geçmiş… Sessizliğinin cazibesi

ve davetkarlığı ile Prag, bir seyahatten daha fazlası...

Sanat ve tarİhİn dansı

 

Biraz da ruhunuzu beslemek isterseniz Prag’ın sayısız sanat galerisi ve müzesi arasından seçim yapmanız zor olabilir. Biz ise, dünyaca ünlü Çek Art Nouveu ressam ve tasarımcı Alphonse Mucha (1860-1939) adına açılmış Mucha Müzesi’ni ziyaret etmenizi tavsiye edebiliriz. Sanatçının yaşamını, resimlerini, afiş tasarımlarını, dekoratif eserlerini bu müzede görebilirsiniz.

 

Şehir turumuzu sonlandırmak için Wenceslas Meydanı’ndan daha iyi neresi olabilir? Ulusal Müze’nin de bulunduğu meydan, 1918’de Çekoslovakya’nın ilanı, 1968’de Sovyet tanklarının gelişi, 1989’daki ‘Kadife Devrim’ gibi birçok önemli olaya ev sahipliği yapmıştır.

 

Tarihi, kültürü, mimarisi, eğlencesi ve arnavutkaldırımı sokakları ile Prag sonsuz sürprizler şehri. Hangi mevsim giderseniz gidin, ne kadar kalırsanız kalın sizi büyüsüyle sarmalayacak, ayrıcalıklı bir seyahat deneyimi yaşamanız için arzu ettiğiniz her şeyi size sunacaktır.

© 2018 . Elite World Hotels . All Rights Reserved