Gazetecİnİn en büyük mİsyonu değer ve vİzyon yaratmak…

Duayen gazeteci Volkan Akı gazetecilik yaşamından Türkiye’deki ekonomi haberciliğine, teknoloji dünyasındaki son gelişmelerden turizm sektörüne kadar birçok konuyu sizler için anlattı.

Öncelikle hoşgeldiniz Volkan Bey… Röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Birçok alanda başarılı işler yapıyorsunuz. Kendinizi The LOOK okurlarına biraz tanıtır mısınız?

Farklı disiplinlerden beslenen, yaptığı her işte hayata değer katmaya çalışan, değer yaratmayı yaşam felsefesi haline dönüştürmüş bir insanım. Sadece profesyonel yaşamım değil arkadaşlarımla, ailemle olan ilişkilerimde de değer kavramına önem veriyorum. Çünkü dünyada çok kısa bir süre için varız. Bu nedenle kendimize, çevremize, evrenin var oluşuna değer katmak zorunda olduğumuzu düşünüyorum. Ben de hem yazın hem de düşün hayatımda bunu uygulamaya çalışıyorum. Bunu yaparken de multidisipliner yaklaşım sergilemek gerekiyor. Hayatımda hiçbir konuda sadece bir disipline bağlı kalmadım. Zaten mesleğimin gereği de bu… Şu an aktif olarak teknolojiyle, kültür sanatla, ekonomi ve yeme içme ile ilgili yazılar yazıyorum. Bütün bu birikimlerimin tezahürü bana farklı branşlara yönelme eğilimi sağlıyor. Hayatı merak ederek ve sorgulayarak geçiriyorum. Bu nedenle bu alanlar ile ilgili yazılar yazmak benim için zor olmuyor. Bir günde de olmuyor. Hayatı böyle yaşamak gerekiyor. Çok fazla kişi bilmese de kendimi geliştirme anlamında spiritüelizmle ilgileniyorum. Yıllarca meditasyon yaptım ve bu konuyla ilgili epey kitap okudum. Hayatı bir bütün olarak ele aldığınızda kendi iç yolculuğunuzu gerçekleştirmek zorunda olduğunuzu öğreniyorsunuz. İç dünyasında kendini geliştirmeyen birisi, dış dünyada yaptığı işlerde de başarılı olamaz ya da yeterince değer yaratamaz. Aslına bakarsanız bütün bu anlattıklarım hayata, ülkeme, aileme değer katmaya çalışmamın bir sonucu…

 

Peki, gazetecilik… Bu serüven nasıl başladı?

Benim gibi hayata değer katma üzerine çalışan birisi için gazetecilik inanılmaz bir meslek… 1986 yılında İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde okumaya başladım. Okulun ikinci senesinde profesyonel olarak gazeteciliğe başladım. Çünkü benim dönemimde mesleği öğrenmek için alaylı olmak gerekiyordu. O yüzden ben de bir an önce mesleğe atılmak istedim. Gazetecilik hayatıma Karacan Yayınları’nda başladım. Bu dönem bana çok şey kattı. Yayınların film ve kalıp çekiminden, matbaa başında yayına hazırlanmasına kadar her aşamasında bulundum. Kendi haber fotoğraflarımızı da çekerdik. Çünkü o dönem her şeyi bilmemiz istenirdi. 1993 yılında da ‘Volkan Akı ile Ekonomi Sohbetleri’ radyo programını yaptım. Daha sonra yaklaşık 13 yıl Doğan Grubu bünyesinde çalıştım. Capital’de, haber müdürlüğü ve yazı işleri müdürlüğü gibi görevlerin ardından, beş yıl boyunca Capital Dergisi’nin yayın yönetmenliğini yaptım. Dergiler arasında en genç yayın yönetmenlerinden biriydim. O zamanlarda daha çok, daha yaşça büyük, uzun tecrübe sahibi insanlar yayın yönetmeni görevlerinde şans buluyordu… Bu daha çok kural gibiydi… O dönemdeki yöneticilerim bu şansı bana tanımıştı…

 

Capital Dergisi’ndeki çalışma hayatım boyunca hem içerik hem de girişim anlamında başarılı işler yaptığımızı düşünüyorum. Bu süre zarfında Koç Sistem’in sponsor olduğu ‘Dijital’ adında ilk dergiyi biz çıkarttık. ‘Capital Yacht’ adında ilk yat dergisini çıkarttık. Dergicilik ve medya işini bir business modeli olarak ele aldık. İlk sponsorlu kitapları, ilk event’leri yapanlar arasındayım. Bunlarla birlikte Philip Kotler, Michael Porter gibi isimleri Türkiye’ye getirdik. Hiç unutmadığım hikayelerden biridir. Michael Porter’ı çağırdığımızda Türkiye neresi diye sormuştu. Devam eden kariyerimde de bu yönde atılımlarda bulundum. Dünyadaki trendler de bu yönde gelişiyordu. Buna ayak uydurmak zorundayız. Çünkü ekonomi dergilerinin çevresindeki network’lerle ve kendi yarattıkları ortam ile büyüme gibi bir özelliği var. Dergicilik serüvenimden sonra Akşam Gazetesi’nde çalışmaya başladım. Bir dönem Skytürk ve TV8’de programlar yaptım. Turkishtime’da 3 yıl boyunca çalıştıktan sonra Para Dergisi’nde yazmaya başladım. Bununla birlikte uzun yıllardır konu ve konsept geliştirme üzerine çalışıyorum. Stratejik iletişim konusunda projeler üretiyorum. .

 

 

Yazmaya hİç İhanet etmedİm…

 

Dünya Gazetesi ile buluşmanız nasıl oldu?

İlk olarak Dünya Gazetesi’nde bir yıl boyunca dışarıdan yazı yazdım. Gazeteciliği bırakıp danışmanlığa yönelmek üzereyken bana teklifte bulundular. Didem Demirkent’e başka alanlara yönelmek istediğimi söylememe rağmen bunu kabul etmedi. Ve sonunda tekliflerini kabul ettim. Dünya Yayın Grubu’nun tüm yayınlarının koordinatörü oldum. Bu görevle birlikte yazmaya da devam ettim. Çünkü yazı yazmak benim en temel düsturum. Yazıdan hiçbir zaman uzaklaşmamaya çalıştım. Ve yazmaya hiç ihanet etmedim. Ne kadar hasta olsam, ne kadar zamanım olmasa da yazmak için hep vakit ayırdım. Yazdığım zaman kendimi buluyorum. Yazdıklarımızla insanların vizyonlarının genişlemesine destek olmamız gerekiyor. Gazetecinin en büyük misyonunun yol göstermek olduğunu düşünüyorum.

 

Yıllarını ekonomi ile yazmaya veren biri için Dünya Gazetesi çok önemli bir yer. Kendi geleneklerine bağlı, iyi bir okuyucu kitlesine sahip bir yayın. Ben içerisinde olmasam bile bu grubun yayın hayatına devam edebilmesi için elimden geleni yapabileceğimi gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Türkiye ekonomisi açısından da böyle yayınların varlığı önemli…

 

Hızla değişen bir hayat içerisindeyiz. Medya bundan nasıl etkileniyor?

Dünyada gazetecilik ve medya kavramı her geçen gün değişiyor. Geldiğimiz noktada içerik daha önemli hale gelmiş durumda. Artık yaptığımız her şey bir içerik, herkes kişisel bir yayıncı haline dönüştü. İşi profesyonel olarak haber vermek olan kişilerin de haberin ötesine geçmesi, farklı değerler yaratması gerekiyor. Fakat bu konudaki modeller tam anlamıyla oturmuş değil. Yazılı basının bir fikrin liderliğini yapma konusunda halen etkin olduğunu düşünüyorum. İnternet yayıncılığı ekonomik model olarak kendilerini yaşatacak olgunlukta değil. Ama gelecek dijital mecralarda… Geleceğin modelleri insanların taleplerine göre şekillenecek. Yani sadece okumak istedikleri haber servis edilecek. Gazetecilik içerik yaratıcılığına dönüşüyor. Buradaki en önemli sorun güven. Bu güven ortamının yaratılması için mekanizmalar oluşması gerekiyor. Medyanın içerisinde bulduğu bu kaos ise dijitalleşme ile birlikte daha da sadeleşecek.

 

 

Gazetecİ değİl İçerİk uzmanları

 

Sizi örnek alan iletişim fakültelerindeki öğrenciler için de bu önemli bir konu. Onlar için ne söylemek istersiniz?

İletişimi bir bütün olarak görüyorum. O nedenle nerede ne yaptığınız çok önemli değil. Asıl önemli olan içerik ve onu nasıl ürettiğiniz… İçeriği etkili ve hedefe odaklı yaratanlar kazanacaklar. Gazeteci değil, içerik uzmanı, içerik üreticisi olmak zorundalar. Burada işi değersizleştirme değil, aksine daha değerli hale getirme söz konusu. İçeriği yönetecek insanlara ihtiyaç her geçen gün artacak. Öğrencilere, bu konuda kendilerini geliştirmeleri gerektiğini söyleyebilirim.

 

 

Önemlİ bİr paradİgma kırılmasının yaşandığı bİr dönemİn İçerİsİndeyİz

 

Hem teknolojik trendleri, hem ekonomik gelişmeleri çok yakından takip ediyorsunuz. Türkiye’nin önümüzdeki dönemlerde genel ekonomik bakışının nasıl şekillenmesi gerektiğini düşünüyorsunuz?

Önemli bir paradigma kırılmasının yaşandığı bir dönemin, kökten ve temelden bir değişimin içerisindeyiz. Geçtiğimiz 100 yıldaki yaşanan kadar büyük bir değişimi neredeyse son 10 yılda hızlı bir şekilde yaşıyoruz. Türkiye öyle ya da böyle bütün sanayi devrimlerini yakalamış bir ülke. Özellikle Cumhuriyet’in kazanımlarıyla geç de olsa bu sanayi devrimlerinin trenlerinin vagonlarına eklenebilmişiz. İnsanlarımızı eğitip bir yerlere gönderebilmişiz. Fakat geldiğimiz 4. Endüstri Devrimi aşamasında, dijital dönüşümle birlikte büyük bir dalgadan söz ediyorum. Bu dalga öyle bir şey ki bir tren veya ekli vagon değil. Adeta uzaya gönderdiğimiz bir araç. Bir vagon gibi arkasına takılmak zor.  Ya bu füzenin içerisinde olacağız ya da tamamen dışında kalacağız. Unutmamamız gerekten şey inovatif alanda başarılı olmak artık bir zorunluluk. İnsan kaynağının iyi eğitilmesinden, stratejilerin çok iyi oluşturulmasına kadar geniş yelpazede değerlendirmeler yapmamız gerekiyor. Ben her zaman Türkiye’nin değişim ve dönüşüm gücüne, insan kaynaklarının yeniliklere açık olma özelliğine inandım. Türkiye bugün en büyük ilk yirmi ekonomi içerisindedir ve bunu kimsenin başarısız görme şansı yoktur. Fakat devletten üniversitelere, kamudan toplumun bütün üyelerine kadar herkes bu endüstriyel dönüşümün ivmesini yakalamak zorunda. Eğer bu ivmeyi yakalayamazsak önümüzdeki dönemlerde Türkiye’nin dünyadaki rekabet gücünün zayıflayacağını düşünüyorum.

 

Geldiğimiz nokta karamsar olacağımız bir nokta değil. Fakat önümüzdeki süreçte yeni dünyanın bize sunduğu yeni bakış açıları ile hareket etmemiz gerekiyor. Demokrasinin, hukukun, vergi sisteminin, eğitimin, finansal düşüncenin, uluslararası bakış açısının bir bütün içinde olması gerekiyor. Bütün bildiklerimizi unutup yeni bir paradigmaya göre hareket etmemiz gerekiyor. Hem düşünce hem de yapış biçimimizi değiştirmemiz gerekiyor.

 

 

Turİzmde bütünsel stratejİye İhtİyaç var…

 

Çok sık seyahat ediyorsunuz. Turizm sektörünü de yakından takip ediyorsunuz. Bu konu hakkındaki görüşlerinizi de dinleyebilir miyiz?

Seyahatlerim bana çok farklı bakış açıları kazandırıyor. Londra’dan, Paris’ten, New York’tan, Hindistan’dan Türkiye’ye bakmak, kendi hayatımı yorumlamak bütün bu bahsettiğim ‘değer’ kavramının önemli bir parçası. Bununla birlikte katıldığım kongrelerde iş yapış süreçlerini deneyimlemem büyük bir tecrübe katıyor. Şunu samimiyetle söylüyorum; bugün turizmde bizim servis hızımız ve kalitemiz hiçbir yerde yok. Fakat bütünsel strateji ve bunu iyi bir şekilde sunabilecek anlayışımız yok. Bir şehrin, bir ülkenin bütünüyle konaklamaya açık olması gerekiyor. Bu açıdan İstanbul’un, Barselona veya Londra ile rekabet edecek gücü var. Bütünsel bir stratejiyle birlikte fiyat ve kalite anlayışımızı ülke geneline yaymamız gerekiyor.

 

Dijitalleşmede bu konuda önemli. İnsanlar dijital olarak bu durumu aştılar. Bir ülkenin algısı gelmeyi düşünen birinin internet araştırmasıyla başlıyor, seyahati bitene kadar sürüyor. Konaklama sektörü de başka bir yere doğru evriliyor. Londra’ya yaptığım en son seyahatte resepsiyonu olmayan otelde kaldım. Konaklamanın misyonu da değişiyor. Bunları dikkate almamız gerekiyor.

© 2018 . Elite World Hotels . All Rights Reserved