Türkiye Markası İçin Yatırım Yapmamız Gerekiyor

Yeni kitabı ‘Açılın Gençler Geliyor’ ile ülkemizin gençlerine ilişkin çok önemli bir araştırmanın bulgularını ortaya koyarak ‘büyük dönüşüm öncesini’ tasvir eden Fatoş Karahasan, The LOOK’a çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Türkiye’de marka yönetimi ve pazarlama denildiğinde ilk akla gelen isimlerdensiniz. Öncelikle bu serüvenden başlamak istiyorum. Okurlarımızla bu hikâyenizi paylaşabilir misiniz?

Uzun yıllar Türkiye’nin en büyük reklam ajanslarından birisi olan Güzel Sanatlar Saatchi&Saatchi’de Genel Müdürlük yaptım. Galatasaray Üniversitesi ve Bilgi Üniversitesi’nde ders verdim. Halihazırda, Bilgi Üniversitesi’nde Dijital Pazarlama dersleri veriyorum. Milliyet, Capital, Start Up, Cnnturk ve Dünya’da yayınlanmış sayısız köşe yazım var. Reklamda Vasattan Kurtulma Yolları; Taşlar Yerinden Oynarken: Dijital Pazarlamanın Kuralları; Akla ve Kalbe Giden İletişim Yolları ve Açılın Gençler Geliyor isimli kitaplarımın yanısıra, çeşitli kitaplarda yer alan makalelerim mevcut. Mavi Okyanus Stratejisi, Marka Yönetimi, Dijital Pazarlama ve Yetenek Yönetimi konusunda eğitimler veriyorum. Pek çok konferansta “Master of Ceremony” görevi üstleniyor ve konuşmalar yapıyorum. İngilizce, İtalyanca, Fransızca ve Almanca biliyorum. Reklam Özdenetim Kurulu üyesiyim.

 

Stratejik Pazarlama ve Marka Yönetim Uzmanı olarak marka yönetimi konusunda birçok marka ile çalıştınız. Peki, bu çalışmalar sonucunda Türkiye’deki markalaşma çalışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye’de işini doğru ve çağdaş bir biçimde yapan şirketler olduğu kadar, gündemi yakalamakta zorlanan kuruluşlar da var. Beko ve Vestel gibi küresel pazarlarda rekabet eden büyük markalarımız var. Ancak, bizim kadar büyük ve kalabalık bir ülkenin çok daha iddialı bir seviyede olması gerekiyor. Günümüzde marka yaratmak da yaşatmak da çok zor. Geçmişte olduğu gibi, kitle iletişim araçlarıyla, geniş kitlelere ulaşmak mümkün değil. Dünyadaki yoğun rekabet içinde, Türkiye’nin yeni markalar yaratabilmesi için çok çalışması gerekiyor. Turquality gibi programları çok önemsiyorum. Tasarıma yatırım yapmamız gerekli. Örneğin, Paşabahçe/Şişe Cam bunu yapıyor ve dünyanın pek çok yerinden alıcı buluyor. Doğuş Holding’in, marina, otel, klüp ve restoran girişimleri hizmet sektörü için önemli örnekler. Doğuş’un, Nusret, Günaydın ve Rüya markalı restoranlarıyla, Türk ve Anadolu mutfağını dünyaya taşıma vizyonu çok değerli bir yaklaşım.

 

Markalar doğdukları ülkelerin algısıyla var oluyorlar. Örneğin, Almanya-Japonya gibi ülkeler teknolojiyi, İtalya ve Fransa’ysa yaşama sanatı ve modayı çağrıştırıyor. Dolayısıyla, İtalyanların modadaki, Almanya’nın teknolojideki iddiası tüm dünyada ürünlerini en yüksek fiyatlarla pazarlayabilmelerine yardımcı oluyor. Bu yüzden öncelikler Türkiye markası için yatırım yapmamız gerek.. Türkiye algısı ne kadar renkli ve çekici olursa, ürün ve hizmetlerimizin markalaşma olasılığı da o kadar artacaktır.

 

 

Golf turizmine yapılan yatırımlarla tüm yıl boyunca cazip bir destinasyon olmayı başaran Belek gibi örnekleri çoğaltmamız şart. Türkiye, doğasını korumak zorunda. Denizler, nehirler temiz kalmalı. Ancak ne yazık ki, yapılaşma telaşı içinde, doğa ikinci planda kalıyor. Bu da ülkemizin değerini azaltıyor.

Bir marka olarak Türkiye turizmini nasıl görüyorsunuz? Bu alanda hangi noktalarda iyileştirme yapmamız gerekir marka ülke yaratmak için?

Marka olabilmek için öncelikle özel ve tercih edilen bir ürüne sahip olmanız gerekir. Bu bağlamda, Türkiye tarihi, denizi, doğası, mutfağı ve sunduğu çeşitlilikle, son derece cazip bir ürün. Otellerimiz yeni ve lüks. Servis elemanlarımız çalışkan ve güler yüzlü. Fiyatlar Batı’daki ülkelere göre çok düşük. Türkiye, bu açıdan Avrupa için ideal bir tatil destinasyonu. Orta Doğulu ziyaretçiler için, iklimi ve Müslüman bir ülke olması, Türkiye’yi cazip kılıyor. Bunlar, bildiğimiz şeyler. Ancak, İtalya, Fransa, İspanya gibi oyuncuların ligine çıkabilmemiz için, bu özellikler yeterli değil. Tüketicilerin tatil tercihlerini sadece bütçe ve somut imkanlar belirlemiyor. Algılar ve deneyimler de seçimlerde büyük rol oynuyor. Başta Y ve Z Nesli gençler olmak üzere ziyaretçiler,  daha sonra hatırlayacakları, sosyal mecrada paylaşmak isteyecekleri ve arkadaşlarına anlatabilecekleri deneyimler istiyorlar. Otellerin konforu, büfenin zenginliği, havuzun büyüklüğü ilk iki günden sonra etkisini yitiriyor. Bu yüzden, turizmcilerin, belediyelerle birlikte sanata, kültüre ve spora yatırım yapması gerekli. Golf turizmine yapılan yatırımlarla tüm yıl boyunca cazip bir destinasyon olmayı başaran Belek gibi örnekleri çoğaltmamız şart. Türkiye, doğasını korumak zorunda. Denizler, nehirler temiz kalmalı. Ancak ne yazık ki, yapılaşma telaşı içinde, doğa ikinci planda kalıyor. Bu da ülkemizin değerini azaltıyor. Toz duman içindeki yollar, gürültülü caddeler, karmaşık trafik düzeni, bir iki hafta dinlenmek ve eğlenmek için gelen insanların, bir sonraki yıl geri dönme olasılığını azaltıyor. Türkiye, tarıma, doğaya, kültüre, sanata yatırım yaparsa, İtalya ve İspanya’yla yarışabilir. Katma değerimiz ancak böyle artar.

Mevcut durumda, hayatın her alanında, yönetimde olan herkes 12 milyon gencimize kaliteli standartlarla, mutlu, sağlıklı ve üretken olarak yaşayabilecekleri bir dünya sunmayı görev edinmelidir. Yetişkinler bugün üstlerine düşen yükümlülükleri yeterince yerine getirmezse, Türkiye gelecekte büyük toplumsal, siyasi ve ekonomik sorunlarla karşı karşıya kalabilecektir.

Günümüzün en önemli gündem maddelerinden bir tanesi dijitalleşme… Sizce Türkiye’deki gençler bu dönüşümün neresinde?

Sia Insight Araştırma Şirketi,  Açılın Gençler Geliyor kitabı için özel olarak 2018 Türkiye Gençlik Araştırması dosyasını hazırladı. Araştırma, 15-24 yaş grubu Türkiye kent nüfusunu coğrafi bölge, il, yaş, cinsiyet, eğitim ve çalışma durumu değişkenlerine göre temsil eden 2.000 genç ile gerçekleştirildi. Sonuçlara göre, teknolojiyle büyüyen Türkiye gençliği, dünyadaki diğer yaşıtlarına benzeyen alışkanlıklara sahip. Cep telefonsuz bir yaşam görmemiş olan bu gençler için telefon hayatın merkezi. Bilgi edinme, haber alma, alışveriş yapma, aile ve arkadaşlarla iletişim kurma, film izleme, oyun oynama gibi günlük yaşamın parçası olan her işlem, cep telefonu aracılığıyla yapılıyor. Gençlerin: yüzde 54’ü uyumadan hemen önce telefonuna bakıyor, yüzde 55’i uyanır uyanmaz ilk olarak telefonuna göz atıyor, yüzde 48’nin gece uyurken cep telefonu başucunda duruyor. Gençlerin cep telefonlarına çok bağlı olmalarına rağmen, teknolojiyle ilişkilerinin pek güçlü olmadığı gözlemleniyor. Örneğin yapay zeka ve sanal gerçeklik gibi önemli kavramları bile, gençliğin sadece yüzde 36’sı duymuş. Duyanlarınsa sadece yüzde 29’u bilgi sahibi. Teknoloji dünyasındaki gelişmeler hakkında bilgilerinin olmayışı, Türkiye’deki gençleri Batılılardan ayıran önemli bir farklılık. Gençlerde teknoloji kullanımının sosyal mecrada etkileşimin ötesine geçmesinin sağlanması, geleceğin en büyük hedeflerinden birisi olmalı.

 

Son olarak gençlere tavsiyelerinizi merak ediyorum. Dünyanın hızla değiştiği ve dönüştüğü günümüzde gençler neler yapmalı kendilerini yarına nasıl hazırlamalı?

Gençlerimiz mutlaka gündemi takip etmeliler. Yabancı dil bilenlerin oranı sadece yüzde 10. Bir başka deyişle, her on gençten sadece bir tanesi yabancı dil biliyor. Gençlere, önerilerim şunlar:

 

1. Mutlaka yabancı dil öğrenin. İnternet aracılığıyla bunu başarmanız mümkün.

2. Tutkuyla yapacağınız bir iş bulun. Bunun için çok okuyun ve çok çalışın.

3. Zamanınızı boşa harcamanıza neden olan şeyi bulun ve ondan kurtulun.

4. Teknolojiyi tüketmek için değil, üretmek için kullanın.

5. Başarısızlığı ve reddedilmeyi kabullenin. Düşmekten korkuyorsanız, denemekten de korkacaksınız. Başarısızlık sizin beklentilerinize ve öğrenme becerinize bağlıdır. Her başarısız olduğunuzda, neyi yapmamanız gerektiğini öğrenirsiniz. Bu da size planlarınızı değiştirmeyi öğretir.

6. Düzgün yazı yazmayı ve fikirlerinizi doğru anlatmayı öğrenin. Düşüncelerinizi başkalarına tutarlı bir biçimde yansıtamıyorsanız, başarılı ilişkiler kuramazsınız.

7. Öğrenmeyi öğrenin. İşinizi daha iyi yapabilmek için, neleri bilmediğinizi bulun ve ne öğrenmeniz gerektiğini araştırın.

Açılın Gençler Geliyor… Son kitabınızda böyle sesleniyorsunuz. Türkiye’deki gençlerin durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

TÜİK’in 2017 yılı verilerine göre, ülkemizde 15-24 yaş grubunda 11.876.000 genç var.  Bu kesim, toplam nüfusumuzun yüzde 14,3’ünü oluşturuyor.  Öncelikle bu rakamın büyüklüğü üzerinde düşünmemiz gerekiyor. Yaklaşık 12 milyon genç, Avrupa’daki ortalama bir ülkenin nüfusu kadar büyük bir kitledir. Avusturya, İsveç, Norveç, Danimarka, Finlandiya, Çek Cumhuriyeti, Yunanistan, Bulgaristan, Hırvatistan, Beyaz Rusya, Macaristan, Slovenya, İsviçre, İrlanda, Arnavutluk, Slovakya, Sırbistan, Karadağ, Kosova vb. çoğu Avrupa ülkesinin nüfusunun 10 milyon, hatta bundan da az olduğunu hatırlatmakta yarar olabilir. TÜİK verilerine göre: 15-24 yaş grubundaki gençlerimizin sadece yüzde 38’i eğitim hayatına devam ediyor. Yüzde 12’si hem çalışıp hem okuyor. Yüzde 23’ü okula gitmeyip çalışıyor. Yüzde 27’si ne çalışıyor ne de okuyor. Gençlerimiz ülkemizin en büyük gücü. Mevcut durumda, hayatın her alanında, yönetimde olan herkes 12 milyon gencimize kaliteli standartlarla, mutlu, sağlıklı ve üretken olarak yaşayabilecekleri bir dünya sunmayı görev edinmelidir. Yetişkinler bugün üstlerine düşen yükümlülükleri yeterince yerine getirmezse, Türkiye gelecekte büyük toplumsal, siyasi ve ekonomik sorunlarla karşı karşıya kalabilecektir.

© 2018 . Elite World Hotels . All Rights Reserved